Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim görevinden ayrıldı

İsrail polisi namaz sonrası cemaatten 13 kişiyi yaraladı

KOSGEB desteğiyle ‘sinekten protein’ çıkartıyor

‘Fırat’ın çakılları’ kadınların elinde ‘taş bebeğe’ dönüşüyor

Serçelerin Şarkısı-The Song of Sparrows / Avaze gonjeshk-ha

Kültür, Sinema-Dizi 9 Nisan, 19:27'de eklendi

Serçelerin Şarkısı (Avaze Gonjeshk-ha , آواز گنجشکها )

harika film. izlemeyenler önce mutlaka izlesinler sonra da buraya koşsunlar.

Not: Ağır spoiler içerir.

———– spoiler ———–

filmin çekildiği coğrafya ve bu coğrafyanın gerçeklerini düşünmek, en başından niye erkek karakterler ön planda iken kadınlar arka planda gibi saçma sapan bir yorumu devre dışı bırakmaya yetecektir. yani filmi batı’dan kalkarak yorumlamak gibi bir şey hataların en büyüğü olacaktır. öncelikle bunu koyalım.

sonralıkla ikinci ve üçüncü kez izledikten sonra daha ayakları yere basan yorum yapmak mümkün. diğer yandan başta sözünü ettiğim hataya düşmeyenler için film gayet açık. baba ya da erkek evin direğidir kabulüyle okumak gerekiyor bu filmi. daha sonra ise tolstoy‘un diriliş‘ine, yani bireysel vicdanın uyanışına, geliyoruz.

yönetmenin en büyük başarısı, hiç çaktırmadan ve sırıtmadan, baş karakter kerim’i kahramanlaştırmadan olayı anlatması olmuş bence. film, kerim’in vicdanıyla, dünya gerçekliği arasındaki hesaplaşmanın filmi olarak düşünülmüş. bence efsanevi bir sahne olan kapı sahnesinde kerim’i ilk olarak alttan çekimle yansıtmış izleyiciye yönetmen. orada kerim vicdanıyla hesaplaşmakta ve yaptığının doğru olduğunu düşünmekte, çekimin açısının bize verdiği yetkiye dayanarak, zorbalık olarak nitelendirebileceğimiz bir büyüklenmeyle hareket etmektedir. bu nedenle de çekim alttan yapılmış ve kerim ile kapı kudretli gösterilmiştir. fakat yönetmek sonra yavaş yavaş kamerayı kaldırmaktadır. sonunda tepeden çekimle, kerimi ve kapıyı küçücük bir hale getirmiş, bir kapının peşine düşmenin küçültücü yanına böyle vurgulamıştır. yine bu sahne, bütün bir filmin özeti gibidir: kerim, o alttan çekimle vurgulanan kötülüğün kudretiyle, iyi bir insan olarak yaşamanın güçlülüğü arasında sürekli gidip gelmektedir.

kerim, çoğunlukla iyiliği seçse de, beklettiği dilenci kıza, 500 tumanı vermeye kıyamamamış, parayı trafikte bozduran birisini bulamayınca topuklamasını da bilmiştir, yönetmenin sözünü ettiğim başarısına bir örnektir bu, kahramanlaştırmamıştır kerim’i. bu sahnede bence en önemli detay, “500 tuman bozuğunuz var mı?” diye sorduğu adamın kerime verdiği şu cevaptır: “500 tuman zaten bozuk, git işine.” bu hayatta şahsi olarak da çok önemsediğim bir vurgu vardır burada: küçük hesapların peşine düşmek insanı rezil eder. kerim’in, biz izleyiciler karşısında ve küçük çocuk karşısında rezil olması gibi. diğer yandan ailenin fakirliğinin boyutunu ise hüseyin’in meyve suyu aldığı sahnede anlıyoruz. bir gün önce fazla mesai yaparsa 700 tuman alacağını söyleyen ve buna çok sevinen hüseyin, ertesi gün “iki meyve suyu ne kadar?” diye sorduğunda, “400 tuman cevabı” alıyor. yani çocuğun sevinçle karşıladığı ve bütün gününü heba ederek kazanmayı istediği para ile üç meyve suyu alınabiliyor. böyle bir vaziyette, kerim’in vicdani uyanış mücadelesi de sefaletinin büyüklüğüyle aynı oranda anlam kazanıyor. yaptığı hatalar da yine aynı nedenden ötürü, aynı oranda affedilebilir oluyor.

sondan bir önceki kırılma noktası, kerim’in öfkeyle su deposuna koşması ve orayı yıkmaya kararlı olması ancak içeriden çıkan kuşları ve yumurtalarının yanında bekleyen serçenin yuvasını görünce bundan vazgeçmesidir. vicdanı ile dünya gerçekliğinin kendisini yontup “adam” etmesi, yani oyunu kurallarına göre oynamak arasındaki seçimi vicdanından yana kullandığının sinyallerini ilk bu sahnede veriyor kerim. sonra çocukların balık kovasının ardından yola düşen balıklara bakmalarını, orada yaşadıkları üzüntüyü, çocuksu da olsa bir hayali gerçekleştirmek için sarf edilen çabayı ve inancı görüyor çocuklarda. her birisinin yüzüne tek tek bakıyor ve bu dünya yalan üzülmeyin diyor. orada aynı şeyi aslında kendisine söylüyor, çocukların mücadelesinde kendi mücadelesini görüyor, kendisine dışarıdan bakıyor ve müthiş bir huzurla rahatlıyor, balık yine alınır, su deposu akvaryum ya da balık çiftliği yapılır, kırılan bacak iyileşir, işten kovulursun ama başka iş bulunur; enseyi karartmanın anlamsızlığını, bir şeyler için koştururken yaşamı ve kişinin kendisini bir kenara bırakmasının bu hayattaki en büyük yanlış olduğunu görüyor orada kerim. çocukların gönlünü şarkı söyleyerek alıyor, kendi gönlünü de alıyor orada aslında. gülümsemesi, kederli yüzünün belki de tek kederli olmadığı sahnenin bu sahne olmasının anlamı da burada. başlı başına bir şiir.

ek olarak: hemingway’in, “insan yok edilebilir ama yenilgiye uğratılamaz” sözünden hareketle, bir erkeğin ailesi için mücadelesinin yürek sızlatan ve bu sızıya rağmen sapına kadar onurlu olan yollarında gezinmek mümkün filmde. erkek dediğimiz canlıya bu dünyada düşen şey bu sorumluluğu göğüslemek ve ekmeğini taştan da olsa çıkartmaktır ve kerim bunu başarmıştır. son olarak az önce alıntıladığım hemingway sözünün, bir gerçeklik olarak değil, ahlaki, etik bir kural olarak okunması gerektiğini belirtmek isterim, intiharının anlamı da buradadır kendisinin; yenilgiye uğrama, öl gerekirse ama yenilme.

https://eksisozluk.com/entry/65680868

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.


Sayac

Notice: Trying to get property of non-object in /home/malayani/public_html/wp-content/plugins/activity-reactions-for-buddypress/class/class.php on line 1080
21
sadfasd